Erkek Ve Kadın Ilişkisinde Erkeğin Aradığı

Erkek ve kadın ilişkisi, tarihe bakıldığında daha yeni yeni oluşmaya başlamıştır. Daha önceleri barınma, avlanma, üreme gibi daha temel konularla meşgul olunmaktaydı. Ancak artık temel ihtiyaçların erişiminin kolaylaması ve güvenlik açısından -en azından dünyanın belli kısımlarında- rahatlık sağlandığı için kadınlar ve erkekler odaklarını birbirlerine daha çok çevirme şansını yakalayabilmiştir. Bu nedenle birbirleri ile iletişime daha özel konularda geçebilmişlerdir. Fakat burada devreye giren DNA’ya kodlanan bilgiler temelinde iletişim geliştirmeye başlamışlardır.

Antik dönemlerde asıl güzellik unsurunun erkek olduğu görülmektedir. Tanrıların, güçlülerin, sağlıklı olanların erkek olduğu kaydedilmektedir. Düzen kurup, getiren ve onu sürdüren erkeklerdir. Bunun yanında kadınlara ise erkeklerin kurduğu düzene çomak sokan, sıkıntı çıkaran, ölümü doğuran olarak bakılmaktadır. Kadın, erkeğin kurmak istediği ideal dünyayı her defasında dağıtan olarak geçmektedir. Hatta bununla beraber Viktoryen ahlak denilen zamanlarda kadının eli kolu bağlanmış ve buna da yapılması gereken olarak bakılmıştır. Kadını, erkeğin ideal dünyasını daha fazla kurcalayıp dağıtmaması için zapt altında tutmaya çalışmışlardır. Öyle ki kadınların yemek yeme şekline kadar karışılmıştır. Bu kadar kısıtlanıp ve kodlarına hükmedilmesi gereken varlıklarmış gibi algıları yıkandıktan sonra ise onlara zamanla çalışma, özgür olma hakları tekrardan sağlanmıştır. Aslına bunun sebebi de yine erkeklerin kurdukları ve artık çok fazla büyüyüp gelişen dünyada her şeye yetişememelerinden kaynaklanmıştır. Savaşlar, buhranlar, çok fazla erkeğin bu yeryüzünden daha genç yaşta hüküm kavgasında silinmesinden dolayı insana ihtiyaç duyulmuştur. Kurulan modern dünyada bu nedenle de kadınlara da iş gücü yer açmak zorunda kalmışlardır.

Kadınlar, özellikle de yetenekli olan kadınlar hep göze batmıştır. Bununla beraber kadınlar, en başta içlerine doğduğu aileden sonra eşlerinden sürekli geri planda tutulmaya çalışılmıştır. Hatta bunu sadece sıradan insanlar değil sanatçı erkekler de yapmıştır. Buna en iyi örneklerden bir tanesi daha çok yakın zamanda yaşamış ve “Muhteşem Gatsby” romanıyla ününe ün katmış olan F. Scott Fitzgerald’dır. Fitzgerald, eşi Zelda’nın yeteneğini kıskandığı, adeta bunu çekemediği için kadını Hemingway ile bir akıl hastanesine kapattırmıştır. Sırf bir adım gerisinde durup, ona öğretilen “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.” tümcesini gerçekleştirmediği, yanında yer aldığı için yapmıştır. Bunca geleneğin göreneğin arasında kendini yer açmaya çalışan kadın dişlerini çıkarmak zorunda kalmıştır. Var olmak için baş kaldırmış, “Ben de varım!” deme gereksinimi duymuştur. Bununla beraber harekete geçen, içinde var olma ateşini söndürmeden harlamaya çalışan kadınlar, başlangıcı bilinçaltında yapmaları gerektiğini anlamışlardır. Bir kadından önce insan olduklarını hatırlamış ve hatırlatmaya girişmişlerdir.

Kadın ve erkek aslına bakıldığında bir bütünü oluşturmaktadırlar. Nazım Hikmet’in de dediği gibi 1+1=1 etmektedirler. İki insanın birliği, bütünlüğü sağlanmaktadır. Yalnızca bedenen de değil ruhen de birbirlerini tamamlamaktadırlar. Bu ibareler cinsiyetçi yaklaşımlar içermemekle beraber ihtiyaç ve içteki verileri kastetmektedir. İçtepinin dışavurumunu ve evrene açılan pencerelerinden, gözlerinden, kalplerinden yansıttıkları ışıkla birbirlerini çekmişlerdir. İki insan, birbirini çekerken gözle görülmeyen bir çekimle birbirlerine yaklaşmaktadırlar.

Dünya, amaç ya da amaçsızlık üzerine var olduğundan beri bir enerjiye sahiptir. Bununla beraber içinde bulundukları da bu enerjiden paylarına düşenleri almaktadır. Böylece ihtiyaç duydukları, onlarda olan ve ortaya çıkarmak istedikleri enerjileri kendilerine çekmektedirler. Kadın ve erkek, insan olarak birbirlerine muhtaçtır. Konu özelleştikçe de aralarındaki ihtiyaç skalası da özelleşip çeşitlenmektedir. Bu nedenle de her ilişki kendi opsiyonlarıyla var olmaktadır. Ancak yukarıda da dediğimiz gibi DNA’ya kodlanan bilgiler ışığında kişinin kendi için benimsediği yahut benimsetildiği kimliği ile ilgili detayların ışığında bazı sınırlar çizilmiştir. Günümüzde bunlar olabildiğince kırılmış olsa da yine de varlığı azımsanmayacak derecededir. Temelde erkeklerin, avcılığı; kadının sadıklığı arasında oluşan bu denklemi bugün dahi hissetmek olası bir durumdur.

Erkekler, erkek özelliklerini benimseyen bireyler; kendilerini daha avcı, hareket alanında, koruma güdüsü ile tanımladıklarından mütevellit kadınlara karşı da bu yaklaşımlarla gitmektedirler. Böylece kadın-erkek arasındaki ilk bağlantı DNA’dan gelen kodlarla oluşmaktadır. Ancak modern dünyanın getirileri ve götürüleri ile beraber insanların arayışları da dallanıp budaklanmıştır. Aslına bakıldığında her insanın ilk amacı varlığını kanıtlamaktır. Yaşadığını hissetmek. Sadece bunu farklı yollardan deneyimlemektedirler. Deneyimlerini yaşarlarken de kendi benimsedikleri doğrultularda, konfor tanımlarına uyan kişileri sınırlarına dahil etmektedirler.

İşin özünde herkes huzur ister. Ancak herkesin huzur tanımı farklıdır. Bu da zaten binlerce çeşit karaktere eş demektir. Erkekler de kendilerinin çizdiği konfor alanına uygun kadınlara yönelmektedirler. Huzurun tanımı neyse ve buna kim uyuyor ise ona yönelmektedirler.

Avcı güdüleri ile yine de özgürlüklerine düşkündürler. Bağlanma yapıları, biyolojik olarak da pek bulunmamaktadır. Fakat burada asla aldatma durumunu kabullenmemiz gerektiğini vurgulamıyoruz. Çünkü dünya gibi insan beyni de gelişim göstermiştir. İşler, döngüler bir bakıma değişmiştir. Bu değişime akıl ile ayak uydurmak; güdüselliğe mantıkla ket vurabilmek geliştirilmiştir.

Modern dünyada insanlar birbirlerine mantık çerçevesinde yaklaşmaya başlamışlardır. Onları harekete geçiren içgüdüleri olsa da devamını akıllarıyla getirmeyi öğrenmişlerdir. Erkekler de bu nedenle kadınlar için ilk adımlarını içtepi sayesinde atmaktadırlar. Daha sonrasında konfor tanımına göre ayrıştırmışlardır. Başta gördüğü anne figürü ardından babanın anneye davranışı, arkadaş ortamında kadının yeri olarak birçok etmenle ayrımlar sağlanmıştır. Erkek, gördükleri ve sınıflandırdıklarının sonucunda gizli bir arayış içine girmiştir. Bu arayış onu avcı güdüsü ile harekete geçirmiştir. Erkekler bulduklarında kalmışlar mıdır? Bilinmez. Ancak herkes gibi erkekler de tarih boyunca kendilerinin var olabilecekleri bir eş arayışında içinde olmuşlardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.